Şahmeran serisi

2.jpg

 

Şahmeran efsanesi, küçükken okuduğum ve biraz tüylerimi ürperten, detaylarını unutsam da aklımın bir köşesine kazınmış bir hikayeydi.

Bunun sebebi sanırım Şahmeran’a bir tür haksızlık yapıldığını hissetmemdi.

Geçtiğimiz günlerde bir vesileyle lafı geçti Şahmeran’ın, ben de yeniden hatırlamak ve kadının yılanla olan ilişkisine bir bakmak istedim.

Türk, Kürt ve İran mitolojisine konu olan Şahmeran’ın hikayesi bahsi geçen coğrafyalarda çok farklı şekillerde anlatılagelmiş, dolayısıyla yıllar içinde hikayenin birçok farklı versiyonu türemiş. Bilmeyenler veya hatırlamayanlar için hemen anlatalım önce: Şahmeran, yani Yılanların Şahı, yerin yedi kat altında yaşayan yarı insan yarı yılan formunda bilge ve güzel bir kadındır. Efsaneye göre Şahmeran’ı ilk gören kişi Cemşab isimli bir gençtir. Bir gün arkadaşlarıyla ormanda gezinen Cemşab, bir mağaranın dibinde bir küp bal görür; ve arkadaşları onu balı alması

için ikna edip mağaraya indirdikten sonra onu oracıkta terk ederler. Mağaradan bir çıkış yolu arayan Cemşab tam pes ettiği sırada bir ışık huzmesi görür ve takip eder; bu yol onu Şahmeran’ın yuvasına götürür. Yılanları görünce önce korkar Cemşab, ama Şahmeran korkusunu dindirir ve onunla dost olur; yedirir içirir. Gel zaman git zaman arkadaşlıkları aşka dönüşür ve kimi anlatılara göre, Şahmeran ona bilgeliğini aktarır; dünyaya dair bildiği tüm hikayeleri anlatır. Ne var ki, bir zaman sonra Cemşab evine dönmek ister, kimilerine göre Şahmeran’ın artık anlatacak hikayesinin kalmamasından ötürü sıkıldığından, başkalarına göre ise ailesini özlediğinden. Şahmeran tereddüt eder başta, Cemşab’ın yerini başkalarına söyleyip kendine ihanet etmesinden korkar. Buna karşın, Cemşab’ın kendi diyarına dönmesini kabul eder ama bir şartla: Yerini hiç kimseye söylemeyecektir. Bir de hiç kimsenin gözü önünde yıkanmamasını tembih eder, zira Şahmeran’ı gören kişilerin vücudu başkalarının huzurunda pullarla kaplanır. Cemşab bu şartı kabul eder, ülkesine geri döner. 

Gel zaman git zaman, ülkenin padişahı hasta olur ve vezire göre iyileşmesi için tek ilaç Şahmeran’ın etidir. Şahmeran aranır, taranır, bulunamaz; fakat vezir Şahmeran’ın sırrını bildiğinden bir gün herkesi toplayıp yıkanırken izler ve orada görür Cemşab’ın pulla kaplı derisini. Bütün ısrarlara rağmen konuşmaz başta Cemşab, fakat sonra canını kurtarmak için söyler Şahmeran’ın yerini. Bir versiyona göre, Cemşab, Şahmeran’ın yüzüne bile bakamaz karşılaşınca, ihanetinden dolayı öylesine utanç duymaktadır ki, önce o yer Şahmeran’ın etini ve ölür. Zira Şahmeran’ın eti zehirlidir ve bunu bilen vezir, padişahın yerinde gözü olduğundan ona derman diye zehir vermek istemektedir. Bir başka versiyona göre, Şahmeran etinin zehirli kısmını vezire yedirir ve vezir ölür, yarayışlı kısmını padişaha yedirir ve padişah iyileşir ve en lezzetli kısmını Cemşab’a yedirir; Cemşab onun bilgeliğini kazanarak Lokman Hekim olarak tanınan büyük doktora dönüşür. Başka bir anlatıya göre de, Cemşab, sayesinde hayatı kurtulan padişah tarafından vezir ilan edilir. Bütün bu anlatılarda değişmeyen tek şey, Şahmeran’ın ihanete uğrayıp, sonunda öldürülüp etinin yenmesidir.